İslam'da Sosyal Dayanışma ve Toplumsal Faydaları

Zekât ve Sadaka

Sesli anlatım

Bu konunun seslendirmesi hazırlanıyor. Hazır olduğunda buradan dinleyebileceksin.

Bir mahallede herkesin evinde ışık yanıyor ama bir pencere karanlık. Komşular fark ediyor, kapıyı çalıyor, yemek götürüyor. Ertesi gün karanlık pencere aydınlanıyor. İslam'ın sosyal dayanışma dediği şey işte budur: toplumun bir üyesi zor durumdayken diğerlerinin gözünü başka yere çevirmemesi. Bu konuda zekât, sadaka ve infakın toplumdaki işlevini, Hz. Şuayb'ın hikâyesini ve Mâûn suresinin mesajlarını bilmen beklenir. Sınavda çoğunlukla sureden ya da kısa bir metinden mesaj çıkarman istenir.

Yardımlaşma neden toplumun işidir

Bir önceki konuda zekâtı, sadakayı ve infakı bireysel ibadet olarak gördün. Şimdi aynı ibadetlere toplumun gözünden bakacaksın. Yoksulluk yalnız yoksulun derdi değildir; karnı aç, işi olmayan insanların çoğaldığı bir toplumda güven azalır, kırgınlık artar. Zekât ve infak bu tehlikeyi azaltan bir düzendir.

Haşr suresi bunun ilkesini verir: mallar, "içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye" paylaştırılır. (Haşr 59:7) Servet küçük bir kesimin elinde birikirse toplumun geri kalanı yoksul kalır. Zekât bu birikimi dolaşıma sokar. Buna sosyal adalet denir: haklar ve imkânlar toplumda dengeli dağılır.

Zekâtın ve sadakanın toplumsal faydalarını şöyle sıralayabilirsin.

  • Yoksulluk azalır; ihtiyaç sahibi insan onurlu biçimde geçimini sürdürür.
  • Zenginle yoksul arasındaki mesafe kısalır; kıskançlık ve kırgınlık yerini kardeşliğe bırakır.
  • Toplumda güven artar; kimse "başıma bir şey gelirse yalnız kalırım" diye düşünmez.
  • Veren kişi cimrilikten ve bencillikten arınır; paylaşmayı öğrenir.

Hz. Peygamber, mü'minleri birbirini destekleyen bir binaya benzetir: onun bir parçası diğerini tutar (Buhârî, Salât 88). Bir tuğla yerinden oynarsa duvar sarsılır. Toplumda biri yardıma muhtaçsa bütün bina bundan etkilenir.

Kur'an yardımlaşmayı dağınık bırakmaz; kimlere nasıl davranılacağını tek tek sayar. Bakara suresine göre asıl iyilik, mala olan sevgiye rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa ve isteyene vermektir. (Bakara 2:177) İsrâ suresi aynı çizgide şöyle der: "Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma." (İsrâ 17:26) Burada iki şey birden vardır: verilen şey bir haktır, ama israf da yasaktır. Yardım, ölçülü ve yerinde olmalıdır.

Yetime ve isteyene karşı tavır da açıkça belirlenir: "Öyleyse sakın yetimi ezme! Sakın isteyeni azarlama!" (Duhâ 93:9-10) Yani bir kişi yardım etmese bile, yardım isteyene kaba davranmamalıdır. Fecr suresi de şunu eleştirir: "Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz." (Fecr 89:18) Bu ayet, Mâûn suresindeki "yoksulu doyurmaya özendirmemek" ifadesiyle aynı davranışa işaret eder.

Burada infak kültürü kavramını da bil. İnfak kültürü, yardımlaşmanın bir kereye mahsus iyilik olmaktan çıkıp toplumun alışkanlığı hâline gelmesidir. Vakıflar, aşevleri, çeşmeler, okula yapılan bağışlar bu kültürün örnekleridir. Kimse çağrılmadan, herkes elini taşın altına koyar.