Metin Türleri ve Anlam Bilgisi

Türk Dili ve Edebiyatı

Sesli anlatım

Bu konunun seslendirmesi hazırlanıyor. Hazır olduğunda buradan dinleyebileceksin.

Bu konu iki yarıdan kurulur. Birinci yarı anlamdır: Bir parçada ne söylendiğini sözcükten paragrafa kadar okumak. İkinci yarı türdür: O parçanın ne tür bir metin olduğunu, kimin ağzından, hangi teknikle anlatıldığını tanımak. Sınavda ikisi iç içe gelir; parça verilir, "bu metin hangi türdendir, anlatıcısı kim, hangi anlatım tekniği kullanılmıştır" diye sorulur. Cevap yorumda değil, metindeki izdedir. Önce anlamı, sonra türü kur.

Anlam bilgisi: sözcükten paragrafa

Temel düzeyde gördüğün anlam bilgisi burada daha derin sorulur, ama araç aynıdır: Önce küçük birimi, sonra büyüğünü oku.

Sözcükte anlam, bağlamla belirlenir. Bir sözcüğün gerçek anlamı ilk akla gelen, yan anlamı ona yakın, mecaz anlamı ondan uzaklaşmış kullanımıdır; terim anlam ise bir bilim ya da sanat dalına bağlı özel kullanımdır. Deyim, sözcüklerin gerçek anlamından uzaklaştığı kalıp sözdür ("gözden düşmek" gibi) ve yargı taşımaz.

Atasözünde ise bir yargı ve öğüt bulunur. "Damlaya damlaya göl olur" bir atasözüdür, çünkü genel bir yargı ve öğüt taşır; "göz atmak" ise deyimdir, çünkü hiçbir yargı vermez ve kalıbı bozulursa anlamı kaybolur. Eş, yakın ve zıt anlamlı sözcük ilişkileri ile aynı yazılıp okunan ama anlamı ayrı sesteş sözcükler de bu başlığın malzemesidir.

Cümlede anlam, iki fiilin ya da iki yargının ilişkisiyle kurulur. Neden-sonuç olmuş bitmiş bir sebebe bağlanır: "Fırtına çıktığı için sefer iptal edildi." Amaç-sonuç henüz gerçekleşmemiş bir hedefe yöneliktir: "Vapura yetişmek için erken çıktı." Koşul bir şarta bağlanır: "Kar yağarsa yol kapanır." Neden-sonuç ile amaç-sonucu karıştırma. "İçin" ikisini de kurabilir; cümleye "amacıyla" getirebiliyorsan amaç, "nedeniyle" getirebiliyorsan neden vardır.

Cümlenin anlam özellikleri de sorulur: Öznel yargı kişiden kişiye değişir, nesnel yargı kanıtlanabilir; kesin yargı tereddüt bırakmaz, varsayım ve tahmin kesinlik taşımaz; ima ise söylenenin ötesine çağrıştırır. "Bu şehir dünyanın en güzel şehridir" öznel bir yargıdır, çünkü ölçütü kişiye göre değişir; "Bu şehir deniz kıyısında kurulmuştur" ise nesneldir, çünkü haritada doğrulanır. Bu ayrım şıkları elerken işe yarar.

Paragrafta anlam, sorunun kökündeki sözcükle ayrışır. Konu isimdir ("kitap fuarları"), ana düşünce cümledir ("imza kuyruğunu okurla konuşan yazar uzatır"). Yardımcı düşünce ana düşünceye bir yönden hizmet eder: kanıtlar, örnekler, gerekçelendirir. Yanlış şıkların kusurları sabittir. Dar kapsam, ayrıntıyı ana düşünce yerine koyar. Aşırı genelleme, "bütün" ya da "her zaman" ile sınırı aşar. Metinde olmayan yargı, parçaya yakışan ama yazılmamış bir cümle kurar. Ters çevrilmiş neden-sonuç, sebebi sonuç yapar. Şıkta yazanı metinde parmağınla gösterebiliyorsan doğrudur.

Şu özgün parçayı dene: "Kütüphaneler sessizlik için kurulmuştur; oysa sessizlik, okurun kafasındaki gürültüyü susturmaz. Bir okurun kitapla baş başa kalabilmesi için salonun sessizliği yetmez, içinde de bir sükûnet gerekir. Sakin bir iç, en kalabalık salonda bile okuru kitaba bağlar." Konu "kütüphane ve sessizlik"tir. Ana düşünce ikinci cümleyle üçüncü cümlenin birleştiği yerde durur: Okurun kitaba bağlanması dış sessizliğe değil iç sükûnete bağlıdır.

"Oysa" sözü yönün değiştiğini haber verir; birinci cümle yazarın itiraz ettiği yaygın görüştür. "Kütüphaneler sessiz olmalıdır" şıkkı bu yüzden tuzaktır: yazarın çürüttüğünü yazar görüşü yapar. "Kalabalık salonlarda herkes okuyabilir" şıkkı aşırı genellemedir. "Okurlar kütüphaneye uğramıyor" şıkkı ise metinde hiç geçmeyen bir yargıdır.