Millî Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi
Türk Dili ve Edebiyatı
Sesli anlatım
Bu konunun seslendirmesi hazırlanıyor. Hazır olduğunda buradan dinleyebileceksin.
Bu konu iki ağır bloktur: Millî Edebiyat ve Cumhuriyet dönemi. Birincisi bir davadır; ikincisi o davanın dağıldığı onlarca yoldur. Kalıp genellikle şudur: bir parça ya da bir eser adı verilir, hangi anlayışa ya da hangi yazara ait olduğu sorulur. Bu yüzden isim yığmayacağız; her çizgiyi ayıran tek bir özelliği tutup eserleri onun etrafına dizeceğiz.
Millî Edebiyat: önce dil, sonra vezin
Millî Edebiyat'ın kuruluş tarihi ve beyannamesi yoktur; mensuplarını tek bir grup saymak bile kolay değildir. Yine de akımın en yoğun dönemi 1910 ile 1923 arasıdır. Merkezi, II. Meşrutiyet'ten sonra Selanik'te çıkan Genç Kalemler dergisidir. Bu çevrenin üç adı Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp'tir.
Davanın bildirisi, Ömer Seyfettin'in dergide 11 Nisan 1911'de yayımlanan "Yeni Lisan" yazısıdır. Dil için iki öneri taşır. Yazı dili İstanbul Türkçesi olacak. Halkın diline yerleşmiş Arapça ve Farsça sözcükler atılmayacak, ama bu dillerin kuralları (tamlamalar gibi) Türkçeye taşınmayacak. Şiirde aruzun yerine Türk'ün millî ölçüsü sayılan heceyi koyma isteği ise bu yazının değil, hareketin ortak ilkesidir. Halka doğru ise Gökalp'in Türkçülüğün Esasları'nda işlediği bir anlayıştır: aydın yalnız halk adına yazmakla yetinmez, halka yönelip ondan öğrenir.
Gökalp düşünce tarafını kurdu; "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" 1918'de kitap olarak çıktı. Ömer Seyfettin'in kurucuları arasında olduğu Şairler Derneği'nin (Haziran 1917) ilkeleri de ona ait sayılır: hece ölçüsü, konuşma dili ve İran ile Yunan mitolojisi yerine Türk destanlarından esin.
Hece öncesinde iki ad daha duyarsın. Mehmet Emin Yurdakul 1897'deki "Cenge Giderken" manzumesiyle hece ölçüsünü aydın kesime ciddi biçimde tanıttı. Rıza Tevfik ise koşma ve nefeslerle hecenin başka bir yolunu açtı. Bunlar Millî Edebiyat'ın öncülleri olarak anılır.
Millî Edebiyat'ı yalnız dil ve vezin meselesi sanma. Köprülüzâde Mehmed Fuad, akımın dil ve ölçüden ibaret olmadığını, millî şahsiyetin eserlerde görünmesi gerektiğini savundu. Başlangıçta sadece dilde kendini gösteren hareket, zamanla konuya ve ruha da uzandı. Dönemin siyasi şartları akımın yayılmasında büyük pay sahibidir: Trablusgarp, Balkan ve Dünya savaşları, sonra İstiklâl Harbi farklı akımları aynı kaygıda yaklaştırdı.