Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

Cumhuriyet Dönemi Türkiye

Sesli anlatım

Bu konunun seslendirmesi hazırlanıyor. Hazır olduğunda buradan dinleyebileceksin.

Bu dönemi anlamanın en kısa yolu iki dosyayı yan yana koymaktır: Musul ve Hatay. İkisi de Misakımillî'nin istediği sınırların içindeydi, ikisi de savaşla değil masada çözülmeye çalışıldı, biri kaybedildi diğeri kazanıldı. Aradaki fark Türkiye'nin isteğinde değil, o iki tarihte elinde ne olduğundadır. Musul'un kaderi 1925'te belirlendi: Şeyh Sait İsyanı içeride patlamış, ordu doğuya yığılmıştı ve böyle bir devlet İngiltere'ye kafa tutamazdı.

Hatay'ın kaderi 1939'da belirlendi: Avrupa savaşa giriyordu ve Fransa'nın Türkiye'yi karşısına almaya tahammülü yoktu. KPSS bu başlığı tarih ve taraf eşleştirmesi olarak sorar: hangi antlaşma kiminle, hangi yıl, neyi kapattı. Onun için burada tarihler yığın hâlinde değil, sebepleriyle birlikte duruyor. Sebebini bilirsen tarihi zaten unutmazsın.

Beş ilke, her birinin karşılığı olan somut bir olay

Dış politikanın çerçevesi bu dönemde bilinçli olarak dar çizildi. Tam bağımsızlık yalnız askerî değil, ekonomik ve hukuki bağımsızlığı da kapsıyordu; kapitülasyonların Lozan'da kaldırılması, Osmanlı borçlarının ödeme takviminin pazarlık konusu yapılması ve yabancı okullara Türk müfettiş sokulması aynı ilkenin farklı yüzleridir.

Türkiye bu dönemde gücünü aşan bir talepte ısrar etmedi; Musul'da hesabı görünce geri adım atması bunun örneğidir. Gerçekçilik dedikleri budur — alınabilecek olanı istemek. Barışçılığın kaynağı ise 20 Nisan 1931 tarihli seçim beyannamesindeki "Yurtta sulh, cihanda sulh" cümlesidir. Bu cümleyi "hiçbir şey yapmamak" diye okursan Montrö'yü ve Hatay'ı açıklayamazsın; barışçılık burada, sonuç almak için savaş dışındaki bütün araçları sonuna kadar kullanmak anlamına geliyor.

Kalan iki ilkenin de karşılığı var. Ezber cümlesi değil, olay.

Fransa 1936'da Hatay'ı Suriye'ye bırakmaya kalkışınca Türkiye, on beş yıl önce sınır dışında bırakılmış bir sancağın peşine düştü ve üç yıl uğraşıp aldı. Misakımillî sınırlarına bağlılığın somut karşılığı budur. Aynı ilkenin sınırını da gör: Musul için bu ısrar gösterilmedi, çünkü 1926'da bedeli ödenebilir değildi.

Uluslararası hukuka bağlılık ise bu dönemin en ayırt edici tarafıdır ve iki olayla ölçülür. Bozkurt-Lotus davasında Türkiye kendi mahkemesinin kararını savunmak için Lahey'e gitti, kaybetmeyi göze alarak. Boğazlarda ise fiilî durum yaratmak yerine 1936'da nota verip konferans topladı; Montrö o notanın ürünüdür. ÖSYM buradan tek bir davranış sorar — sana bir olay verilir, hangi ilkenin göstergesi olduğu istenir. Montrö'yü görüyorsan cevabın içinde "uluslararası hukuk yoluyla" ifadesi geçmelidir; Hatay'ı görüyorsan "Misakımillî".