Hukuk, Eğitim ve İlmiye Sınıfı

Osmanlı Kültür ve Uygarlık

Sesli anlatım

Bu konunun seslendirmesi hazırlanıyor. Hazır olduğunda buradan dinleyebileceksin.

Osmanlı'da tek bir hukuk yoktu; iki hukuk vardı ve ikisi aynı mahkemede uygulanıyordu. Biri şeri hukuk — kaynağı Kur'an, sünnet, icma ve kıyas. Diğeri örfi hukuk — kaynağı padişahın iradesi, Türk töresi ve fethedilen toprakların yerleşik uygulamaları. Sınavın bu konudan yokladığı sınır hep aynı yerdedir: örfi hukuk nereye kadar gidebilir? Cevabı tek cümledir — şeriata aykırı olmamak şartıyla istediği yere.

Bu şartı aklında tutarsan, padişahın yetkisini sınırsız gösteren her şık senin için baştan elenmiş demektir. Eğitim ve ilmiye tarafı da aynı zincirin devamıdır: hukuku uygulayan kadıyı medrese yetiştirir, medreseye müderrisi kazasker atar, kazasker de ilmiye sınıfının divandaki adamıdır. Zincir bir halkasından çürüdüğünde sınavın "medreselerin bozulması" dediği şey ortaya çıkıyor.

İki hukuk, tek sınır

Şeriatın alanını şöyle ayırt et: kişiyi ve aileyi ilgilendiren ne varsa oradadır — nikâh, boşanma, miras, vasiyet, alım satım, borç, vakıf. Bu kurallar fıkıh kitaplarında yazılıdır, padişah onları değiştiremez. Değiştiremediği için bu alanda kanun koyucu değil, uygulatıcıdır.

Geriye devletin kendi işleyişi kalıyor; örfi hukukun alanı orasıdır. Toprak düzeni, vergi, askerlik, memur atamaları, protokol, padişahın takdirine bırakılmış cezalar. Şeri hukuk bu konularda ya sessizdir ya da üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğun günlük ihtiyacını karşılamaz. Boşluğu padişah doldurur.

Kilit cümle şu: örfi hukuk şeriata aykırı olamaz. Padişah dilediği kuralı koyabilir, ama koyduğu kural şeri hükümle açıkça çatışıyorsa geçersizdir. Örf, şeriatın çizdiği çerçevenin içinde serbesttir; çerçevenin dışına taşamaz.

İkisini uzlaştırmanın resmî yolu da vardı ve bu işin ustası Ebussuud Efendi'dir. Kanuni onu 1545'te şeyhülislamlığa getirdi; görevi Kanuni'nin ölümünden sonra da sürdü, 1574'te II. Selim döneminde öldüğünde hâlâ o makamdaydı. Burada bir tarih tuzağı var: 1574 Ebussuud'un ölüm yılıdır, Kanuni'nin değil — Kanuni 1566'da ölmüştü. Ebussuud'un yaptığı iş, örfi düzenlemeleri şeri hukukun diliyle yeniden ifade etmekti; miri arazi rejimini şeriata oturtması bu çabanın kitaplara geçmiş örneğidir. Yeni kural koymuyordu, mevcut kuralı meşrulaştırıyordu.

Örfi hukukun yazıya döküldüğü metnin adı kanunnamedir. Ferman, berat ve adaletname de aynı ailedendir. Bilinen ilk genel Osmanlı kanunnamesi Fatih Sultan Mehmed'in Kanunname-i Âl-i Osman'ıdır: devlet teşkilatını, divan protokolünü, memurların rütbe sırasını ve bazı cezaları düzenler. Bu kanunnameden sınava taşınan madde kardeş katline izin verendir; Fatih bunu devletin bütünlüğü gerekçesine bağlar.

Kanuni döneminde dağınık kanunnameler toplanıp düzene sokuldu; derleme sırasında bazı hükümler yeniden yazıldı, bu işi Nişancı Celalzade Mustafa Çelebi yürüttü. "Kanuni" lakabı sıfırdan kanun icat etmesinden değil, işte bu derleme ve düzenleme işinden gelir — soru kökünde "kanun koydu" ile "kanunları derledi" ifadeleri çeldirici olarak kullanılıyor.